Orta Doğu’da Pahalı Satranç…


Bu iş artık kimin daha uzun dayanabildiğiyle ilgili. Benim gördüğüm; İran askeri olarak ağır baskı yese de savaşı pahalılaştırarak kendine alan açıyor. Burada en kritik nokta zaman.

ABD ve İsrail hızlı sonuç peşinde, çünkü uzayan savaş onların hanesine devasa bir maliyet olarak yazılıyor. Petrol yükseliyor, piyasalar geriliyor, seçmen rahatsız oluryor ve finansal dengeler sarsılıyor. İran ise oyunu tam burada başka bir zemine taşıyor: “Ben yıpranırım ama sizi de rahat bırakmam.” Bugün gelinen noktada,  savaşın ne zaman ve nasıl söneceği konusunda İran’ın elinde küçümsenmeyecek bir fren-gaz gücü var.

Kazanmak mı Kazandırmamak mı?

Bu durum İran’nın kazandığı anlamına gelmiyor. İran kaybederken karşı tarafın kazanmasını da zorlaştırıyor. Bir taraf askeri üstünlük kurarken öbür taraf o üstünlüğün siyasi ve ekonomik getirisini azaltıyor. En tehlikeli tablo da budur; savaş bitmiyor ama kimse de rahatça “kazandım” diyemiyor.

Trump tarafında mesele daha da net; tamamen maliyet ve sonuç odaklı.  Bir yere güç yığdıysa, para harcadıysa, risk aldıysa, bunun karşılığında elle tutulur bir çıktı görmek ister. Trump’ın ideal senaryosu belli:  enerji ucuzlasın, piyasalar sakinleşsin, faiz baskısı hafiflesin, dolar dengeli kalsın. Ama savaş uzadığında mekanizma tersine çalışıyor. Petrol yukarı giderse akaryakıt can yakar, enflasyon korkusu büyürse faiz indirimi zorlaşır, jeopolitik stres artarsa piyasalar daha tedirgin olur. Bu yüzden başlangıçta o sert çizginin, sonra kontrollü geri adımla yumuşaması şaşırtıcı olmayacaktır.

Hürmüz Boğazı ise bu hikâyenin kalbi

İran’ın asıl stratejik kozu, savaşı bölgesel bir askeri dosya olmaktan çıkarıp küresel bir ekonomik krize çevirmek. “Beni sıkıştırırsanız dünya rahat edemez” mesajı veriyor. Elbette bunun İran için de faturası ağır.  Altyapı yıpranıyor, ekonomik aşınma büyüyor, iç baskı artıyor. Kısacası İran alan açıyor ama bunu çok yüksek bir bedel ödeyerek yapıyor.

Türkiye’ye etkisine gelirsek…

Burada hem risk hem fırsat var ancak risk tarafı daha hızlı yol alıyor. Savaşın başlamasından bu yana rezervlerde gözlemlenen yaklaşık 25 milyar dolar hareketlilik ve yabancı yatırımcının temkinli duruşu piyasanın bu stresi ne kadar ciddiye aldığının kanıtı.

Petrol yükselince akaryakıt maliyeti artıyor, taşımacılık pahalanıyor, enflasyonla mücadele zorlaşıryor ve cari denge baskı görüryor.  Zaten hassas olan fiyatlama davranışları yeniden bozulabiliyor. O yüzden savaş uzadıkça bizim için en büyük tehdit, büyümeden çok enflasyon ve dış denge üzerinden geliyor.

Ama avantaj kısmını da yabana atmayalım. Türkiye böyle dönemlerde jeopolitik ağırlığını konsolide edebilir.  Enerji koridoru olma rolü, diplomatik ara bulucu kapasitesi, ticaret geçiş noktası olma özelliği ve  Avrupa güvenlik ve enerji açısından yeni denge ararken Türkiye’nin stratejik değerini yukarı çekiyor.

Benim net kanaatim: İçeride enerji maliyetinin enflasyona geçişini sınırlamak, dışarıda ise “vazgeçilmez ülke” konumunu güçlendirmek zorundayız. Çünkü bu tür dönemlerde kazanan sadece en güçlü olan değil, sarsıntıyı en soğukkanlı yönetebilen olur.

İran bugün mutlak üstün değil ama oyunu pahalılaştırarak etkisini büyütüyor; Trump ise bu maliyet hesabı kendi siyasetine zarar vermeye başlarsa sert söylemden kontrollü geri vitese geçebilir.

Türkiye içinse ilk başlık risk, ikinci başlık fırsattır; kısa vadede fatura, orta vadede stratejik değer artışı öne çıkacaktır.

Sonraki
Sonraki

Hürmüz krizi Türkiye için tehdit mi , fırsat mı?